Mustafa 的个人资料GÜNES' IN YERI照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
|
2008/12/20 e-Okul İlköğretim Veli Bilgilendirme Sistemie-okul veli bilgilendirme sistemine girmek için aşağıdaki link e tıklayınız.
2008/1/13 Nasreddin Hocamız 800 Yaşında2006/5/23 Hoşgeldiniz(09.11.2005´den beri) Kişi Ziyaret etmiştir.
Kişisel sayfama hoşgeldiniz Welcome to Akşehir (Konya - TÜRKİYE) Yeni site adresim: ziyaretinizi bekliyorum. Mustafa GÜNES 2005/11/20 AKŞEHİR ve TURİZMA K S E H I R
Yüzölçümü.......: 853 km2 İlçe Merkezi......: 63.472 31.12.2007 ADNKS ( Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine) göre Rakım...............: 995 m.
İlçenin yerleşim birimi olarak kuruluş tarihi kesin olarak belli değildir. Anadolu tarihine yakın bir tarihi vardır. Bölgede Hitit (M.Ö. 1800 - 1200) Frigya, Lidya, Roma ve Bizanslılar yerleşmiş 1447 yılında ise Osmanlı' ların eline geçmiştir. Kesin belli olmamakla 1868 yılında ilçe 1854 yılında belediye olarak teşkilatlanmıştır. Akşehir' in Milli Kurtuluş Savaşında önemli yeri vardır. 18 Kasım 1921 de Garp Cephesi Karargahı Akşehir' e nakledilmiş 9.5 aylık hazırlık çalışması ilçemizde yapılmıştır. Hazırlık çalışmalarının yapıldığı ve Atatürk' ün bizzat çalıştığı bina halen Atatürk Müzesi olarak kullanılmaktadır. 26 Ağustos 1922 tarihinde başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos günü Zafer' le sonuçlanmıştır. Bugünkü müzemiz 1905-1906 yıllarında yapılan belediye binası 22 Kasım 1921 - 24 Ağustos 1922 tarihleri arasında Batı Cephesi karargahı olarak kullanılmış, 1975 yılında yapılan onarımlı alt katı da sergilenmeye açılmıştır. Böylece etnoğratik eserler (Atatürk' ün kullandığı eşyalar), 1. katta; sergilenirken, üst kat ise Batı Cephesi karargahı (Atatürk, İsmet Pasa, Asım Gündüz ve yaverlerinin çalışma odaları olarak düzenlenmiştir.) Akşehir, Nasreddin Hoca ile adini Dünya'ya duyurmuştur. 1208 - 1284 yıllarında Akşehir' de yasan ünlü düşünür ve mizah ustası Nasreddin Hoca anısını yaşatmak için uluslararası ve ulusal düzeyde kutlamalar ve festivaller düzenlenmektedir. Kurtuluş Savaşı hazırlık çalışmalarının yapıldığı ve Atatürk' ün bizzat çalıştığı bina halen Akşehir' de Müze halindedir. İlçemizde Nasreddin Hoca Türbesi, Tas Medrese, Selçuklu dönemi eserleri mevcuttur. İlçe, batısında bulunan Sultan Dağları eteklerinde düz bir ova üzerinde kurulmuştur. Kuzeyinde Tuzlukçu, doğusunda Ilgın İlçesi, güneyinde Isparta ile çevrilidir. İlçenin kuzeyinde Akşehir Gölü vardır. Yüzölçümü 853 Km2, deniz seviyesinden yüksekliği 1050 metredir. İlçemizde genel olarak karasal iklim hüküm sürmekle beraber, Batı Anadolu ikliminin izleri de vardır. Komşu İl ve İlçelerle, Afyon-Konya 300 nolu Devlet Karayolu ve Ankara - Isparta 695 nolu karayolu sayesinde ulaşım sağlanmaktadır. Konya -İstanbul Devlet demiryolu ağı ilçemizden geçmektedir. Buna bağlı olarak Demiryolu gar şefliği bulunmaktadır.
AKSEHIR' DE TURIZM Kuşların cıvıltıları, kelebeklerin uçuşması, gün ışığının sularda yarattığı parıltılar, gökyüzüne uzanan kamış alanlarıyla; gizemli bir manzara sergiliyor Akşehir Gölü. Deniz seviyesinden 966 metre yükseklikte ve tektonik bir göl olma özelliğine sahip. En derin noktası ise 7 metreyi buluyor. Sit Alanı olarak kabul edilen Akşehir Gölü, Eber Kanalı’ nın yanı sıra, Sultan Dağları’ ndan gelen beş dereyle besleniyor. Gölün etrafı sazlarla çevrelenmiş. Akşehir ve Eber Göllerinde, küçük karabatak ve tepeli pelikan, sazlıklarda balıkçıl kuşları karışık koloniler halinde üremekte. Ayrıca gölde sakarca, ak pelikan ve çeltikçi, yeşilbaş, çamurcun (cibil), ördek, sakarmeke (karakuş) gibi kuşlara rastlanmaktadır. Ancak bu önemli doğal değer son yıllarda su miktarının azalmasına bağlı olarak ciddi çevre sorunlarıyla karşı karşıya. Doğanın derinliklerinde kaybolmak ve tertemiz bir hava solumak isterseniz avcılık tam size göre denilebilir. Avlanabilen hayvanlar ve bunların av sezonlarını merak ediyorsanız, işte size sunabileceğimiz birkaç bilgi... Dağ hayvanlarından bıldırcın, güvercin, üveyik vb. bunların av sezonu 14 Ağustos’ta başlayıp 29 Ocak’ta sona eriyor. Tavşan, Ada tavşanı, tilki, ağaç sansarı, kınalı keklik de 12 Ekim Tarihinden ertesi yıl 29 Ekim tarihine kadar avlanabiliyor. Göl hayvanları ise, sakarmeke, yeşilbaş ördek, boz ördek, fiyu, kaşıkgaga, tepeli patka, kılkuyruk, kadife ördek vb. kuşlardan oluşuyor. Bunların av sezonları da, 12 Ekim’de başlayıp 16 Şubat’ta sona eriyor. Sultan Dağları eteklerinde kurulu olan Akşehir, dağ turizmi açısından da zengin bir potansiyele sahiptir. Yörenin en yüksek noktası 2610 metre yüksekliğindeki Gelincik Ana Tepesi olup, dağlar gerek tırmanış, gerekse yürüyüş (Treeking) ve kamp yapma açısından oldukça elverişlidir. Yılın belirli dönemlerinde Akşehir’den Yalvaç’taki Psidia Antik Kenti’ne yerel sivil toplum örgütleri ve tur firmaları tarafından doğa yürüyüşü düzenlenmektedir. Öte yandan, Nasreddin Hoca Şenlikleri döneminde yamaç paraşütü ile atlayışlar da yapılmaktadır. Bu amaçla gerek THK gerekse çeşitli üniversitelerimizin dağcılık ve yamaç paraşütü ekipleri kentimize gelerek dağların bu elverişli durumundan yararlanmaktadır. Doğal, tarihi ve folklorik değerler açısından zengin kaynaklara sahiptir. Bu zengin çeşitliliğin turizme yansıması ve yörenin turizmden aldığı payın artırılması gerekmektedir. Değişen turist profilinin, çevreye duyarlı ve kültürel özellikli yörelere ilgisi giderek artmaktadır. Dünya turizm örgütünün(wto) 2000 yılı sonrası tahminleri de bu yöndedir. Akşehir Yöresi: Başta Nasreddin Hoca türbesi olmak üzere, Seyyid Mahmut Hayrani, Seyyid Yunus. Turabi, Nimetullah Nahcivani, Hacı Ibrahim Sultan (şeyh hasan) türbeleri vb. Eserlere sahiptir. Söz konusu bu türbelerden özellikle Nasreddin Hoca, Seyyid Mahmut Hayrani ve hacı İbrahim sultan türbelerinin binaları, sanduka ve çinileri ile tarihi ve arkeolojik açıdan büyük önem arz eden eşsiz Türk-İslam sanatı örneklerindendir (dinçer, 1995, s.103.) Akşehir’de Selçuklu dönemine ait ulu camii, altunkalem mescidi, güdük minare mescidi. Küçük ayasofya mescidi, taş medrese mescidi, kızılca mescidi, kileci camii, hacı hamza mescidi, kalaycı mescidi, tahtakale mescidi vb.; Osmanlı dönemine ait en önemli eser ise hasan paşa imaret camii, eşsiz mimari özellikler gösteren önemli eserlerdir. Akşehir’deki diğer önemli bir eserde, günümüzde arkeoloji müzesi olarak kullanılan Selçuklu dönemi mimari eserlerinden, sahip ata Fahrettin ali tarafından yaptırılan ve çeşitli kaynaklarda belirli bir dönemde darüşşifa olarak da kullanıldığı söylenen taş medrese külliyesidir (konyalı, 1945, s.280-285). Yörede, 1959 yılından beri her yıl aralıksız kutlanan ve 1974 yılından itibaren de uluslararası nitelik kazanan; 2000 yılında 33. Ulusal, 27. Uluslararası Nasreddin Hoca şenlikleri ve 20. “Nasreddin Hoca karikatür yarışması” ilçe turizmini hareketlendiren önemli faaliyetlerdendir (şenoğlu, 1998, s.37-38). Akşehir, sahip olduğu zengin tarihi, kültürel ve sosyal potansiyele rağmen turistik tesis kapasitesi bakımından yetersiz kalmaktadır. Yörede 11 belediye belgeli tesis de 526 yatak kapasitesi vardır, yörede bir “a” grubu bir de “ag” geçici olmak üzere iki seyahat acentesi vardır. Yörede gerek işletme belgeli gerekse yatırım belgeli turistik konaklama tesisi bulunmamaktadır. Yöre İzmir-¬Konya, Ankara-Antalya. Konya-İstanbul yol güzergahları üzerinde önemli bir kavşak noktası olduğundan ilçe yakınlarında iki adet turistik belgeli mola noktası tesisi ve bir adet de turistik işletme belgeli eğlence tesisi bulunmaktadır (il turizm müdürlüğü verilen. 1998). Gençlik Turizm: Seyahatine programsız olarak çıkan, serbest ve bağımsız olarak dolaşan ve ziyaret ettiği toplum ile ilişkilere giren, 15-24 yaş grubunu içine alan “gençlik turizmi”, yörede önemli bir potansiyele sahiptir. Yörede gençlik turizmi açısından en önemli potansiyel, THK’nın sahip olduğu, “Akşehir planör ve paraşüt eğitimi merkezidir”. Ülkemizde THK’na ait; Ankara-Etimesgut, Eskişehir-İnönü, İzmir-Efes, Antalya-merkez ve Konya-Akşehir olmak üzere 5 adet eğitim tesisi bulunmaktadır.genellikle yaz aylarında düzenlenen kurslara ülkemizin değişik şehirlerinden bazen de dünyanın değişik ülkelerinden gençler katılmakta ve kurs süresince THK’na ait olan yurt binasında konaklamakta ve yöreyi de gezme fırsatı elde etmektedirler. Öte yandan yörede bulunan sultan dağları yamaç paraşütü (para-gliding) için oldukça elverişli bir konumdadır. Bu amaçla gerek THK gerekse çeşitli üniversitelerimizin dağcılık klüpleri zaman zaman yöreyi ziyaret ederek, dağların bu elverişli konumundan yararlanmaktadır. Bu potansiyelin gerek ülkede gerekse uluslararası boyutta tanıtılarak değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. İnanç Turizmi: Kutsal beldeleri ziyaret etmek, dini toplantı ve törenlere katılmak veya bunları izlemek, dini görevleri yerine getirmek veya ünlü mabetleri görmek amacı ile yapılan çok önemli boyutlara ulaşan seyahat ve konaklamaların oluşturduğu turizm çeşididir (içöz, 1996, s.9) yöre İslam dini açısından önemli eserlere sahiptir. Bu yöndeki en önemli ziyaret yeri Nasreddin Hoca türbesidir. Özellikle Konya hz. Mevlana müzesini ziyarete gidenlerin yol güzergahı üzerinde uğradıkları önemli bir merkezdir. Ayrıca, Seyyid Mahmut Hayrani ve Nimetullah Nahcivani türbeleri ve ulu cami, iplikçi cami, hasan paşa imaret cami önemli ziyaret yerleridir. Ayrıca ilçede 18. yy.dan kalma ve bugün Nasreddin Hoca ve turizm derneği kullanımında bulunan, bir ermeni kilisesi bulunmaktadır. Tarihi ve arkeolojik açıdan fazla bir önem taşımayan bu yapı kentin tarihi geçmişi hakkında bilgi vermesi açısından önem taşımaktadır (demirci, 1998, s.19-20). Kültür Turizmi: Eski sanat eserlerinin, tarihi yapıların, müzelerin, eski medeniyete ait kalıntıların görülmesi amacı ile yapılan araştırma, keşif ve seyahatler, kişilerin bilgi ve görgülerini artırmakta ve kültür turizmi içinde değerlendirilmektedir (toskay, 1989, s.156) Akşehir kültür turizmi açısından zengin ve eşsiz potansiyele sahiptir. Akşehir’ de 19.yy.ın sonuna kadar 21 medrese (fakülte) olduğu bir çok kaynak da geçmektedir (konyalı, 1945, s.2 75) Yörenin sahip olduğu eserlere ayrıntılı olarak değinmekte fayda vardır: Nasreddin Hoca Türbesi: Nasreddin Hoca mahallesinde, 80 dönümlük bir mezarlık içinde bulunmaktadır. Mezar taşında hocanın ölüm tarihi olarak 1284 bulunmaktadır. Fakat türbenin Selçuklular zamanındaki durumu hakkında bilgi bulunmamaktadır. Ancak eski sütunlar üzerinde yıldırım Beyazıt’ ın komutanlarından Mehmet’ in 1393 yılında türbeyi ziyaret ettiğine dair bilgiler bulunmaktadır (samur. 1996.8.115) türbenin mimari açıdan çok fazla bir değeri olmamasına rağmen, Hocanın nüktedanlığı temsil etmesi açısından önemlidir. Türbe aslı itibariyle ahşap yapılmışsa da 1905 yılında yapılan tamirle mermer sütunlar ve mermer sanduka yapılmıştır. Seyyid Mahmut Hayrani Türbesi: Yöredeki en önemli mimari eserlerdendir. Bina tipik Selçuklu türbelerinin karakteristik özelliklerini sergilemektedir. Fakat taş bina içindeki ahşap kapı (Akşehir taş medrese arkeoloji müzesi) ve türbede meftun olan üç kişi için yaptırılmış olan ve Selçuklu dönemi ahşap işçiliğinin doruğa çıktığı sandukalar (Süleymaniye Türk İslam eserleri müzesinde) paha biçilemez değerdedir (samur, 1996, s.96-97) Hacı İbrahim Sultan Türbesi: Akşehir’in 3 km. Kuzeyindedir. Etrafı duvarlarla çevrilmiş bir avlu içerisindedir. Dış duvarları düzgün mermer bloklarla kaplıdır ve yine mermerden işlenmiş olan pencere levhası dikkati çekmektedir. Türbenin sandukası sonradan konulmuş sıradan bir sandukadır. Orijinalinin hicaz demir yolu yapılırken çalındığı ve İsviçre’de olduğu çeşitli kaynaklarda geçmekte ve bu konuda resmi makamlar gerekli girişimlerini sürdürmektedirler (demirci, 1998, s.20) Taş Medrese Külliyesi: İlçedeki tek medrese Selçuklu döneminde yapılmış “sahip ata fahreddin ali külliyesi”dir. Medrese, türbe, mescit, imaret, hamam, hanigah (sosyal tesis, genellikle konaklama için), çeşme ve kütüphane olmak üzere tam teşekkülü bir külliyedir. Taş medresede bugün; hanigah, imaret, çeşme, hamam ve kütüphane ayakta değildir. Fakat buna rağmen Selçuklu dönemi en önemli mimari eserlerinden ve varolan bölümleri ile de eşsiz bir yapıdır. Günümüzde onarım nedeniyle ziyarete kapalı olan ve arkeoloji müzesi olarak kullanılan medresede; neolitik dönemden günümüze kadar çeşitli arkeolojik eserler müzede koruma altına alınmıştır. Özellikle Bizans, Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait eşsiz örnekler dikkati çekmektedir (konyalı, 1945, s.280-290) Akşehir Evleri: Toplumların en önemli kültürel varlıklarını oluşturan alanlardan olan mimarlık ve kentsel miraslarımız, göç hareketleri, şehirleşme ve rant ekonomisinin baskılarıyla savunmasız kalmakta. Kimliklerini yitirmektedirler. Kentlerin kendine özgü kimliği, tarihi süreç içinde toplumsal olgular, kültürel ürünler, doğal çevre olanaklarının değerlendirilmesi, insanlar arasındaki iletişim olgusu içinde: bina, sokak ve meydanların özel bir yerde düzenlenmesiyle ortaya çıkar. Sit alanı olarak tanımlanan bu oluşum Akşehir’de çok özgün bir nitelik göstermektedir (bektaş, 1992. S.5-15) sıra evlerden oluşan sokakların dokusunu, bazen yan yana, bazen sırt sırta, bazen birer atlayarak oluşturulmuş bahçe ve avlular belirler. Bu avlular, doğayı kentin yaşamıyla birleştirir. Evlerin yarı özel nitelikteki sahanlıklı girişleri, özgün kapı çözümleri, cumbaları, sokakların ve şehrin kimliğine özellik ve çeşitlilik katmaktadır (karaman, 1998, s. 26-27). Turizm Merkezi Olarak Akşehir: Türkiye’nin doğal ve kültürel kaynaklar yönünden ne kadar zengin bir ülke olduğu herkes tarafından biliniyor. Dört mevsimi yaşayabilen üç tarafı denizlerle çevrili, farklı kültürlerin ve inançların bir arada uzun yıllar ve hala yaşadığı bu ülke, eko turizm açısından da oldukça büyük bir potansiyel taşıyor. Ancak, Türkiye’nin ekoturizmdeki potansiyeli Akdeniz çanağındaki Avrupalı rakiplerine oranla çok somut biçimde daha fazladır. Çünkü; bu ülkeler endüstrileşmiş ve nüfusu büyük oranda kentleşerek otantik kültürlerini büyük oranda yitirmişlerdir. Türkiye’nin henüz gelişmekte olan bir ülke olması, doğal ve kırsal kültürel değerlerinin ve mirasının büyük bölümünün varlığını canlı biçimde sürdürüyor olması, Türkiye’nin birçok yöresinde sürdürülebilir eko turizm için büyük bir potansiyelin varlığını göstermektedir. Bu potansiyelin ön plana çıktığı merkezlerden biride Akşehir olarak görülmektedir. Akşehir eko turizm potansiyeli açısından şu başlık açısından ilgi çekebilecek potansiyele sahiptir: Organik tarım , ipek halıcılık , keklik yetiştirme çiftliği , doğa yürüyüşleri ve dağ turizmi , mağara turizmi , Akşehir evleri , olta balıkçılığı, yamaç paraşütü , sıra yarenleri , köy düğünleri , Yörük şöleni, Nasreddin Hoca Şenlikleri , bisiklet turları , at-eşek-deve turları , doğanhisar göletleri , bisse ve sultansuyu çamlıkları kamp alanları. Akşehir son zamanlarda yamaç paraşütü etkinlikleriyle de adını sık sık duyurmaya başlamıştır. Türkiye' de yamaç paraşütü yapılabilecek en iyi bölgelerden birisidir. Bu nedenle 2006 yılı dünya şampiyonası Akşehir' de yapılmıştır. Akşehir yamaç paraşütü denince ilçemizin adını dünyaya duyuran Fahri ÇAVDAR isimli bir hemşehrimizdir. Bu arada arkadaşımıza başarılarının devamını diliyoruz.
NASREDDIN HOCANASREDDİN HOCA HAYATI: Türk düşünce tarihinin büyük dehası gerçek bir halk filozofu, yalnız yasadığı 13. yüzyılın değil bütün zamanların en büyük nüktecisi, Türk zekasını, mizah dehasının en önemli temsilcisi Nasreddin Hoca, hicri 605, miladi 1208 yılında Sivrihisar´in Hortu köyünde doğmuştur.Bir çok doğu ve bati kaynaklarına göre babası Hortu köyünün imamı olan Abdullah efendi, annesi Silika Hatun`dur. Hocamızın doğduğu Hortu köyü bu gün "Nasreddin Hoca" olarak isim değiştirmiştir. Yapılan incelemelerde Nasreddin Hoca`nın bu köyde 23 yaşına kadar yasadığı, babasının medresesinde okuduğu, sonra Sivrihisar medresesini bitirdiğini görmekteyiz. Zamanına göre, Hoca ve ailesi kışın Sivrihisar`da oturmakta yazında bir yayla özelliği taşıyan gerçekten tabiatın bütün güzelliklerini koynunda saklayan Hortu Köyünde oturdukları görülmektedir. Hoca babasının ölümü üzerine bir müddet köyde imamelik yapmış, Sivrihisar`da da vaizlik görevini üzerine almıştır. 23 yasına kadar sürdürdüğü köy imamlığı ve vaizlik görevini Mehmet efendi adli halefine devretmiştir. 1237 yılında Sultan 1. Alaaddin Keykubat`in son saltanat devirlerinde Sivrihisar`daki yüksek öğrenimini tamamlayarak, Akşehir`e yerleşmiştir. O devirde Ömerli bir kültür merkezi olan Akşehir`de zamanın ünlü alimleri Seyyid Mahmut Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim Sultan`dan dersler almış ve Seyyid Mahmut Hayrani`ye intisap etmiştir. Akşehir`de uzun süre Müderrislik (Profesör) kadılık yapan o devirde Hoca Nasreddin adı ile anılan, zamanla halkın dilinde Hoca Nasreddin, Nasreddin Hoca seklinde söylenen hocamız 1284 yılında Akşehir`de vefat etmiştir. Türbesi şehir mezarlığında bulunmaktadır. Yanları acık olan ve kapısında kocaman bir kilit bulunan hocanın kabri bu günde pek çok insan tarafından ziyaret edilmekte ve dünyada "Kahkahalar Atılan" tek kabir olma özelliğini korumaktadır. Zamanına göre, Hoca ve ailesi kışın Sivrihisar`da oturmakta yazında bir yayla özelliği taşıyan gerçekten tabiatın bütün güzelliklerini koynunda saklayan Hortu Köyünde oturdukları görülmektedir. Hoca babasının ölümü üzerine bir müddet köyde imamelik yapmış, Sivrihisar`da da vaizlik görevini üzerine almıştır. 23 yasına kadar sürdürdüğü köy imamlığı ve vaizlik görevini Mehmet efendi adli halefine devretmiştir. 1237 yılında Sultan 1. Alaaddin Keykubat`in son saltanat devirlerinde Sivrihisar`daki yüksek öğrenimini tamamlayarak, Akşehir`e yerleşmiştir. O devirde Ömerli bir kültür merkezi olan Akşehir`de zamanın ünlü alimleri Seyyid Mahmut Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim Sultan`dan dersler almış ve Seyyid Mahmut Hayrani`ye intisap etmiştir. Akşehir`de uzun süre Müderrislik (Profesör) kadılık yapan o devirde Hoca Nasreddin adı ile anılan, zamanla halkın dilinde Hoca Nasreddin, Nasreddin Hoca seklinde söylenen hocamız 1284 yılında Akşehir`de vefat etmiştir. Türbesi şehir mezarlığında bulunmaktadır. Yanları acık olan ve kapısında kocaman bir kilit bulunan hocanın kabri bu günde pek çok insan tarafından ziyaret edilmekte ve dünyada "Kahkahalar Atılan" tek kabir olma özelliğini korumaktadır. FIKRALARI
Hırsızın Hiç Mi Suçu Yok ? Bir gün Nasreddin Hoca'nın eşeği çalınmış. Can sıkıntısı içinde durumu komşularına anlatınca her kafadan bir ses çıkmaya başlamış. Birisi :
- Hocam demiş niye ahırın kapısına iyi bir kilit takmadın sanki ?
Bir başkası :
- Evine hırsız giriyor da senin nasıl haberin olmuyor ? diye konuşmuş.
Bir diğeri de :
- Hocam demiş, kusura bakma ama eşeğin çalınmasına en büyük sebep yine sensin. Çünkü doğru dürüst bir ahırın bile yok. Nerden baksan dökülüyor. Hoca kızmış :
- Yahu demiş, iyi, güzel de kabahatin hepsi benim mi ? Hırsızın hiç mi suçu yok ?
Testiyi Kırmadan Önce ! Nasreddin Hoca oğlunun eline bir testi tutuşturup çeşmeden su getirmesini istemiş. Çocuk dışarı çıkarken de ensesine bir tokat atıp :
- Testiyi kırma ha ! diye öğüt vermiş .
Bunu gören komşulardan biri :
- Yahu Hocam demiş, henüz testiyi kırmadan niye dövüyorsun yavrucağızı ?
Hoca cevap vermiş :
- Testiyi kırdıktan sonra neye yarar be birader !
Kedi Nerede?
Hoca' nın canı ciğer yemek istemiş bir gün. Kasaptan iki kilo ciğer alıp evine götürmüş.
- Akşama güzelce pişir bunları, demiş hanımına. Ne var ki o gün eve hanımın misafirleri gelmiş. Kadıncağız ciğeri pişirip onlara ikram etmiş. Akşamda bir tarhana çorbası çıkarmış. Hoca' nın önüne.
- Ciğer nerde demiş Hoca. Kadın doğruyu söyleyeceğine bir yalan kıvırmış.
- Ciğeri kedi yedi, demiş.
- Getir şu kediyi bakalım demiş Hoca. Sonra teraziyi çıkartıp kediyi tartmış. Bakmışlar ki tam iki kilo geliyor. Hoca hanımına sormuş:
- Peki hanım demiş, kedi bu ise bizim ciğer nerede? Ciğer buysa kedi nereye gitti?
Göle Yoğurt Çalmak Kimi insanlar olmayacak hevesler peşinde koşup durur. Nasreddin Hoca böylelerine ders vermek istemiş bir gün. Elinde koca bir bakraç yoğurt mayasıyla gölün kenarına gelmiş. Başlamış kaşık, kaşık dökmeye :
- Ne yapıyorsun Hoca ? demişler.
- Göle yoğurt mayası çalıyorum, demiş kıs, kıs gülerek.
- Olur mu demişler, göl yoğurt mayası tutar mı hiç ? Hoca cevabı yapıştırmış tabii.
- Ya tutarsa...
Eşeğe Ters Binmek Nasreddin Hoca bir gün yabancı bir köyde misafir olur. Cuma günü O'nu kürsüye çıkartırlar. Güzel bir vaaz verir. Herkez pek memnun kalır. Camiden çıkınca Hoca'nın eşeğini getirirler. Köylülerin hepsi ona hizmet etmek için adeta yarışırlar. Hoca eşeğine binerken biraz düşünür. Sonra eşeğin üstüne ters oturur. Herkes hayret eder. Köylülerden biri dayanamayıp sorar :
- Hocam der. Kusura bakma ama eşeğe niçin ters bindiğini sorabilirmiyim?
Hoca tebesüm ederek cevap verir :
- Eğer düz binip önünüze geçseydim siz arkada kalacaktınız. Siz öne geçseydiniz, bu defa ben arkada kalmış olacaktım. Böyle ters binince size arkamı dönmemiş oluyorum. Sebebi bu...
2005/11/15 Mevlana' danGel, gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel... Ben yaşadıkça Kur'an'ın bendesiyim Ben Hz.Muhammed'in ayağının tozuyum Biri benden bundan başkasını naklederse Ondan da bizarım, o sözden de bizarım, şikayetçiyim... Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir... Güneş olmak ve altın ışıklar halinde Ummanlara ve çöllere saçılmak isterdim Gece esen ve suçsuzların ahına karışan Yüz rüzgarı olmak isterdim.... Aklın varsa bir başka akılla dost ol da, işlerini danışarak yap... Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz Şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeyiz biz... Hayatı sen aldıktan sonra ölmek, şeker gibi tatlı şeydir Seninle olduktan sonra ölüm, tatlı candan daha tatlıdır... Biz güzeliz, sen de güzelleş, beze kendini Bizim huyumuzla huylan, bize alış başkalarına değil... Bir katre olma, kendini deniz haline getir Madem ki denizi özlüyorsun, katreliği yok et gitsin Beri gel, beri ! Daha da beri ! Niceye şu yol vuruculuk ? Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik... Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol... Hz. Mevlana 2005/11/12 Deniz Yıldızı
BİR ADAM OKYANUS SAHİLİNDE YÜRÜYÜŞ YAPARKEN, DENİZE TELAŞLA BİR ŞEYLER ATAN BİRİNE RASTLAR. BİRAZ DAHA YAKLAŞINCA BU KİŞİNİN, SAHİLE VURMUŞ DENİZYILDIZLARINI DENİZE ATTIĞINI FARKEDER. VE: -NİÇİN BU DENİZYILDIZLARINI DENİZE ATIYORSUNUZ? DİYE SORAR. TOPLADIKLARINI HIZLA DENİZE ATMAYA DEVAM EDEN KİŞİ, -YAŞAMALARI İÇİN YANITINI VERİR. ADAMA ŞAŞKINLIKLA: -İYİ AMA BURADA BİNLERCE DENİZYILDIZI VAR. HEPSİNİ ATMANIZA İMKAN YOK. SİZİN BUNLARI DENİZE ATMANIZ NEYİ FARKETTİRECEK Kİ?” DER. YERDEN BİR DENİZYILDIZI DAHA ALIP DENİZE ATAN KİŞİ: -BAK ONUN İÇİN ÇOK ŞEY FARKETTİ !!! KARŞILIĞINI VERİR. Afrika ÖyküsüHER SABAH AFRİKA’ DA GÜN DOĞARKEN BİR CEYLAN UYANIR VE EN HIZLI KOŞAN ASLANDAN DAHA HIZLI KOŞMASI GEREKTİĞİNİ, AKSİ HALDE ONA YEM OLACAĞINI BİLİR.
HER SABAH AFRİKA’ DA GÜN DOĞARKEN BİR ASLAN UYANIR VE EN HIZLI KOŞAN CEYLANDAN DAHA HIZLI KOŞMASI GEREKTİĞİNİ, AKSİ HALDE AÇ KALACAĞINI BİLİR.
BİR ASLAN YADA BİR CEYLAN OLMANIZ FARKETMEZ. GÜN DOĞARKEN KOŞUYOR OLMANIZ GEREKİR. 2005/11/9 ATATÜRK' ÜN GENÇLİĞE HİTABESİEy Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk İstiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici, bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bir fiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve delalet hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi mefaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte; bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!
Gazi Mustafa Kemal
20 ekim 1927 - ANKARA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'S ADDRESS TO THE TURKISH YOUTH
Turkish Youth,
Your first duty is forever to preserve and defend the Turkish independence and the Turkish Republic.
This is the most important aspect of your heritage. In the future, too, there may be malevolent people at home and abroad who will wish to deprive you of this treasure. If one day you are compelled to defend your independence and your Republic, you must not run from your responsibilities even though circumstances may turn out to be extremely unfavourable. The enemies conspiring against your independence and your Republic, may have the support of the whole world behind them. It may be that, by violence and ruse, all the fortresses of your beloved fatherland may be captured, all ists armies dispersed and every part of the country invaded. And sadder and graver than all these circumstances, those who hold power within the country may be in error, misguided and may even be traitors. Furthermore; they may identify their personal interests with the political designs of the invaders. The country may be impoverished, ruined and exhausted.
Youth of Turkey's future, even in such circumstances, it is your duty to save the Turkish independence and Republic. You will always find the strength you need in your noble blood.
Ankara, 20 October 1927 |
|
|